Gölge oyunlarının başladığı tarihlerin 10.yüzyıl olduğu düşünülse de hala tartışılmaktadır. İlk Asya kıtasında Cava'dan, Hindistan'dan ve Çin'den yayılmaya başlandığı düşünülmektedir. İslam ülkelerinde görülen gölge oyununun, benzerlikler de göz önüne alındığında, Cava'dan geldiği tahmin edilmektedir. Gölge oyunlarının 16.yüzyıl'da Asya'dan dünyanın diğer bölgelerine yayılmasında Türk göçlerinin çok büyük etkisi olmuştur. Türk göçlerine paralel olarak önce Orta Doğu'ya , ardından Afrika'ya ve Balkanlar üzerinden Avrupa'ya dek yayılmıştır.Türklere, Cava ve Hindistan'dan, Çingene oynatıcılar yoluyla geldiği düşünülmektedir.
Biz Türk'ler zamanla hayal gücümüzü kullanarak geliştirdiğimiz gölge oyunlarına, çok daha renkli, hareketli, özgün bir biçim vermişizdir. Öyle ki, 19. yüzyılda Mısır'ı ziyaret eden gezginler, orada izledikleri oyunun Karagöz olduğunu ve gölge oyununun Mısır'a Türkler tarafından getirildiğini söylemektedirler.
Gölge oyunu bir ışık kaynağından yararlanarak iki ya da üç boyutlu herhangi bir nesnenin gölgesinin ya da izdüşümünün herhangi biryere düşürülmesiyle olur .Her ne kadar Türk kültüründe iki boyutlu tasvirlerden yararlanılarak yarı şeffaf bir perde gerisinde oynatılan Karagöz'ü gölge oyunu olarak biliyorsak da aslında perdede gördüğümüz ,tasvirlerin gölgeleri değil kendileridir. Dünyanın çeşitli bölgelerinde farklı gölge oyunu çeşitleri de vardır. Uzakdoğu gölge oyunlarının bir kısmında kuklalar bizde olduğu gibi perde gerisinde oynatılırken bazıları da perde önünde oynatılır.
Gölge oyunu tekniği, her toplumun kültürel yapısına göre farklı şekillerde uyarlanarak çok değişik uygulama alanları bulabilmiştir. Burada temel olan "Tekniktir". Her toplum kendisine özgü özelliklerine, dünya görüşüne, dini yapısına, toplumsal ve ekonomik yapısına ve teknolojik seviyesine uygun olarak farklı gölge oyunu çeşitleri geliştirmişlerdir. Örneğin Güneydoğu Asya'da gölge oyunu daha çok dini ya da tarihi (kahramanlık destanları vs.) konularda kullanılıyor, Türk toplumunda ise Karagöz Hacıvat olarak biçimlenen gölge oyunu zaman zaman dini, bazen hiciv (taşlama), bazen de komedi unsuru olarak kullanılmıştır.
Türk tiplerinin en popüler şekilde temsilcisi olan Karagöz ve Hacıvat iki ayrı şahsiyeti temsil eder. Karagöz, pervasız, sade, açık kalpli olan halkın temsilcisidir. Hacıvat tahsil görmüş, merasim ve teşrifata tabii, dalkavuk ruhlu, işinin çıkarına bakan bir tiptir. Bunlardan başka Türk mahallesinin kadın, erkek birçok tipleri bütün özellikleriyle bu perdede temsil edilir. Karagöz oyunu, tek bir sanatkar tarafından bu tiplerin her biri sahneye getirildikçe onların konuşma, şive ve huy taklitleri yapılarak nükteli sözler sarf edilerek, arada aynı zamanda bir vaka yürütülerek oynatılır.Karagöz’ün bir de tasavvuf tarafı vardır. Hayal oyunları Osmanlılar zamanında zıll-î hayal adı altında oynatılmış, daha sonra halk arasında Karagöz oyunu haline değiştirilmiştir.. Mutasavvuflarca bütün yaşayanlar ve eşya birer gölgedir, tanrının kudretli eli onları idare eder.Hepsi gelip geçicidir. Bu hususa perde gazelleri de daima temas etmiştir. Türk gölge oyununun Karagöz’ü ve Hacıvat’ı tamamen Türk’tür. Esasen ne Evliya Çelebinin ne de başka iddialarda bulunanların aksini ispat etmeleri bu güne kadar mümkün olmamıştır. Bu yerli, tipler Ortaasyadan gölge oyunlarıyla birlikte gelen Türkler tarafından Osmanlı devletinin kurulması sırasında doğmuştur.Halk, hiçbir şeyden çekinmeyen, gözü kara, cesur ve gözünü budaktan sakınmayan halk temsilcisine Kara göz(lü), okur yazar, Arapça ve Farsça’ya vâkıf olana da Hacıvat (Hacı Evhat) adını vermiştir.
İlk başlarda 28 farklı oyundan oluşan Hacıvat ile Karagöz oyunları zamanla türemiştir. Gölge oyunları çoğunlukla ramazan ayında kadir gecesi hariç her gece oynanırdı. Farklı yörelere ait insanlar, Zenne, Karagöz'ün karısı, vb kişiler oyunda yer alırdı. Piri, Şeyh Küşteri olarak bilinir. Öyle ki oyunun oynandığı perdeye Küşteri Meydanı da denilirdi. Mukaddime (giriş), Muhavere (atışma), Fasıl (asıl amacın, oyunun sergilendiği bölüm), Bitiş (yapılan hatalar için özür dilenilen yarınki oyun hakkında bilgi verilen bölüm) olmak üzere 4 bölümden oluşur.
Gölge oyunundan örnek replik;
KARAGÖZ: Ne bu gürültü yahu? Neler oluyor kızım? Kimsin kardeşim ne istiyorsun? Dur lan dur; bu… bu… bu sensin vay anasına! Yahu Hacivat, Ulan ulan ulan vay vay! Bunca yıldan sonra…Hacivat’ım, ayakyolum, gözleri sulum!
HACİVAT: Karagözüm, akşam-ı şerifleriniz hayırlı olsun!
KARAGÖZ: Sıtmaya uğra da rengin solsun. Hangi bacadan düştün, hangi leylek getirdi seni buraya? Alaattin’in lambasından mı fırladın? Lan bu cin milleti hep böyledir, en olmadık zamanda adamın kafasına üşüşürler. Ben cini, sadece tonikle beraber severim. Cin tonik! Heh heh hee! Ne espirikim de mi? Sen niye konuşmadan öyle aval aval suratıma bakıyorsun ya hu? Kızım, bu adam var ya? Sen tanımazsın. Şimdiki nesil seni tanımaz Hacı cav cav, anlatsam da anlamazlar! Tam da gelecek zamanı buldun hani-bütün bu işin gücün telâşenin, koşturmacanın arasında. O zaman bu araya bir ara da ben koyarım. Randevuları iptal kızım, görüşmeleri ertele, ben Hacivat’la dışarı çıkıyorum. Gel şu barlara takılalım biraz. Hadi konuş be Hacivat; senin o sarı sulu çocuk kakası rengindeki yüzünü görmek için ertelemedim milyarlık projenin ön görüşmesini. İpini çekmişin işin gücün, dostumla seninle şaka yapmayı ben de özlemişim. Hadi gel muaşakalaşalım.
HACİVAT: Ne diyorsun? Yine eskisi gibi mi?
KARAGÖZ: Hiçbir şey eskisi gibi değil, benim arsız yüzsüzüm. Zamanda değişmeyen ne var ki? Her şey değişiyor! Ne vartalar atlattık seninle beraber, ne badirelerden geçti dostluğumuz. Ama zaman denilen bu sel, nasıl da silip süpürüyor her şeyi. Her şey akıyor Hacivat! Zamana direnen hiçbir şey yok! Bu mürür-ü zaman, bu zaman aşımı, sanki zamanın bir hışmı. Dostlukların bile anlamı değişiyor Hacı cavcav. Onun çün, bırak bu yüksek seviyeden konuşmaları; söylemini değiştir! Gel, şurada birkaç kadeh atıştıralım vaziyeti yatıştıralım. Sonra iki de yavru kaldırdık mı burdan. Oh muhabbet keka!
HACİVAT: Karagöz’üm, bu ne biçim lakırdı! Sen sen misin söyle bana a benim tatlı canım?
KARAGÖZ: Niçin döne döne aynı yere takılırsın a benim seyrek sakallı patlıcanım. Biz bir zilli hayaldik, hayal-i sitarede çubuğumuz başkasının elinde bir görünür, bir kaybolurduk. Önce sen kayboldun; bir kayboldun pir kayboldun. Ara ki bulasın? Ama asıl ben… Ben bir kayboldum ki sorma gitsin. Sen sensin Hacı cav cav, sen sensin hâlâ; ama sor, ben ben miyim? Peşinden günlerce ağladım. Senden hemen sonra Şeyh Küşterî, tekke ve zaviyeler kanununa muhalefeten içeri tıkıldı. Sen halk düşmanı ilan edildin ve deve derisinden tenin, muhayyileden sinin diyar-ı zulmete atıldı. Gerçi senin yokluğundan gayrı sıkıntım yoktu, şükür! Ama tasvirlerini yakıp küllerini hayalin derinliklerine gömdüklerinde, içime gömüldün sanki. Sonra, senden sonra, ne kimse sordu beni, ne de sabah rüzgarından başka kimse kapımı çaldı. Tanımamazlıktan geldiler beni, gördüklerinde yüzlerini çevirdiler. Kilidim pas tuttu Hacivat! “Yar bana bir eğlence meded!” diyenim olmadı. Karagöz Halk adamı diye bayrak açanlar, şehirlerinin kapısından bile sokmak istemediler beni. Yıllarca hamallık yaptım, odun kırdım, amelelik yaptım, efendileri olduğumu söyleyen efendilerime…. Sonra efendime söyliyeyim, bir de baktım ki atı alan Üsküdar’ı geçmiş, ben de Doğancılar’a çıktım. Ohoo, koca koca apartumanlar kaplamış ortalığı. Kendime dedim ki, “Yahu Karagöz, bu dünya iki kulplu bir kazan, bir kulpundan tut, sen de kazan” Direklerarasını mütahite verip ordan üç beş daire, sonra bir- ikisini satıp kendime ufak çaplı bir sermaye… Efendim devir hürriyet devri, tilkilik de tavukluk da hür. Ama hür bir tilki olmak, hür bir tavuk olmaktan her zaman daha evladır takdir edersin ki. Sonra mütahitin kıralı ben oldum, demirden çal, çimentodan çal; devlet ihaleleri falan filan derken politika… Büyük oynadım büyük vurdum. Ama yine de içimdeki ukde, eğlence sektörü idi. Ondan da nasibimi ve zevkimi aldım. Ve Hacım işte bu: Karagöz’ün önlenemez ikbali.Sana gelince dostum, sen perdeden döküldün. Senden geri kalanları, kırpıp kırpıp entel yaptılar.
HACİVAT: Benim kırıntılarımdan dantel mi yaptılar?
KARAGÖZ: Ah dilini eşşek arısı sokasıca, şimdiki zamanın Karagözü, Hacivat Çelebi. Entel yahu entel. Bak şu keçi sakallı, at kuyruklu amcalara? İşte onlar senin nesebinden. Evet ben kendimin kötü bir kopyasıyım. Bunlar da senin kötü kopyaların. “Ne oldu bize” deyip sızlanmayı bırak, zamana uy! Zamana teslim et kendini; alsın seni de sürüklesin içinde. Bırak fikir cigaloluğunu, zihin zamparalığını. Zamparanın kendisi ol. Gel şu kulpun bir ucundan da sen tut. Benim salak Hacivatım, deveyi hamuduyla yut.
ENTELLERDEN BİRİ: Moruk, ne cinsler dadanmaya başladı buraya ya. Kalite decenere oluyo be abi. Takılcak başka bir yer bulak! Emmi maskeli balodan mı? Baba, bu bizim atamız Hacivat Çelebi değil mi yav… Hocam, gel masamıza şeref ver, onur konuğumuz ol. Oğlum babaya fındık, fıstık bir de içecek şeyler getir. Üstat, şu reaksiyoner ve alternatif giyim kuşama bak! Çok konkstürüktif ve spekülatfsin be ağbi!
HACİVAT: Karagözüm, iyi saatte olsunlar mı bastı perdeyi? Elemtere fiş, tu, tu, tuu! Ne diyo bunlar?
Yazım bizlere Osmanlı Devlet'inden miras olarak kalan gölge oyunumuzu, birey olarak sahip olduğumuz tarihe, kültüre, geleneğe sahip çıkmak, bunu yaymak, bilmeyenleri bilgilendirmek için yazmaya çalıştığım bir makaledir. Yazımda kısmen alıntılar olmuştur.Umarım bilginize bilgi katmanıza yardımcı olabilmişimdir.